21. yüzyılın başlarında, teknolojide yaşanan ilerlemelerin bireylerin yaşamını kolaylaştıracağı ve liberal devletin bireylere tanıdığı güvenceli alanı daha da güçlendireceği beklenmiştir. Özellikle bilgiye erişimin kolaylaşması, iletişim imkanlarının artması ve dijitalleşmenin hız kazanmasıyla birlikte daha özgür, daha şeffaf ve daha demokratik bir dünyanın mümkün olacağına inanılmıştır. Ancak zamanla teknolojik gelişmeler, bireylerin yaşamını kolaylaştıran araçlar olmanın ötesine geçerek, yaşam alanlarına ve temel hak ve özgürlüklere müdahalenin de en etkili araçlarından biri haline gelmiştir. Böylece en demokratik toplumlarda dahi kişi özgürlüğü, özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması bakımından yeni ve derin riskler ortaya çıkmıştır. Gözetim olgusunun yaygınlaşmasıyla birlikte günümüzde devletin birey üzerindeki müdahale kapasitesi giderek artmış, insanlık "elektronik panoptisizm" olarak adlandırılan yoğun bir gözetim düzeninin parçası haline gelmiştir. Kamu güvenliği ve kamu düzeni gibi meşru amaçlarla gerekçelendirilen bu "görülmeden görme" olgusu, devleti birey karşısında benzeri görülmemiş ölçüde güçlü bir konuma taşımıştır.
Bu çalışma, geçmişten günümüze birey-devlet ilişkisinin geçirdiği dönüşümü inceleyerek, teknolojik gelişmelerin bu ilişkiyi nasıl yeniden şekillendirdiğini ortaya koymaktadır. Demokratik toplumlarda teknolojinin, bireyin temel hak ve özgürlüklerini zedelemeden kullanılabilmesi ise çağdaş devletlerin karşı karşıya bulunduğu en önemli demokrasi sınavlarından birini oluşturmaktadır.