İfade özgürlüğü, demokratik toplumların ilerlemesi ve bireyin kendini gerçekleştirmesi bakımından kurucu bir değere sahiptir. Ancak nefret söylemine yönelik getirilen sınırlamalar, korunan hukuki değer ile ifade özgürlüğü arasındaki hassas denge sorununu ortaya çıkarmaktadır. Bu çalışma, nefret söylemi kavramını ve sınırlarını inceleyerek hem kuramsal altyapısını ele almakta hem de mevcut düzenlemelerin ve yargısal uygulamaların ifade özgürlüğünün hareket alanını daraltma riskini tartışmaya açmaktadır.
Çalışmada, nefret söylemi tanımındaki belirsizliklerin ve düzenlemelerde yer alan yoruma açık ifadelerin yargısal uygulamada yol açtığı sorunlar ile bu düzenlemelerin etkinliği ve tarafsızlığına ilişkin tartışmalar da ele alınmıştır. Birleşmiş Milletler komitelerinin kararları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ve ulusal mahkeme kararları ışığında yapılan incelemede, nefret söylemiyle mücadele amacıyla geliştirilen kriterlerin zaman zaman geniş yorumlandığı; bunun da şok edici veya rahatsız edici fikirlerin ifade edilmesini zorlaştıran bir iklim yaratabileceği tartışılmıştır.
Bu doğrultuda çalışma, nefret söylemi sebebiyle ifade özgürlüğüne yapılacak ceza hukuku müdahalesinin ancak şiddeti teşvik eden ve somut tehlike doğuran ifadelerle sınırlı tutulması gerektiği sonucuna varmaktadır.