Roma hukukunda alacaklının kişiliğine bağlı ve devredilemez kabul edilen alacak hakkı, bugün ticari hayatın en dinamik ve tedavüle elverişli araçlarından biri haline gelmiştir. Alacağın devri kurumuna ifa yerine veya ifa uğruna devir, teminat amacıyla devir, faktoring, proje finansmanında teminat devri, alacakların menkul kıymetleştirilmesi yoluyla finansman gibi işlemlerde sıklıkla başvurulmaktadır. Devir sözleşmesinin geçerliliği için borçlunun rızası aranmaması nedeniyle alacağın devri, borçluyu bazı yapısal risklerle karşı karşıya bırakır.
"Alacağın Devrinin Borçlunun Hukuki Durumuna Etkisi" başlıklı bu kitap, Türk hukukunda detaylı olarak incelenmemiş bir konu olarak alacağın devrinin borçlu açısından teşkil edebileceği risklere ve bu risklere karşı borçlunun korunması meselesine odaklanmıştır. Türk Borçlar Kanunu, borçlu açısından doğan riskleri "alacağın devrinin borçlunun hukuki durumunu kötüleştirmemesi" ilkesiyle dengelemeyi amaçlar. Ancak TBK m. 186-188 hükümleri yakından incelendiğinde, hem lafız-amaç uyumsuzluğundan kaynaklanan örtülü boşluklar hem de hükümlerin doğrudan kapsamadığı açık boşluklar bulunduğu ortaya çıkar. Bu eser, söz konusu boşlukların, anılan hükümlerde benimsenen ratio legis ışığında doldurulması için kural önerileri sunmaktadır. Bu amaçla klasik doktrinel yönteme ek olarak karşılaştırmalı hukuk, hukukun ekonomik analizi ve tarihsel analiz metotları kullanılmış; konuya ilişkin önemli Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemeleri kararları incelenmiştir.