Madencilik doğaya karşı değil, doğa ile birlikte yapılabilir. Bu romantik bir hayal değil, aksine çağımızın hukuki, teknik ve etik gereğidir. Çünkü "kamu yararı" sadece bugün cebimize girecek paranın yararı değil, torunlarımıza bırakacağımız toprağın, suyun, havanın yararı da kamu yararıdır. Hatta belki en başta odur.
Avukatların, bir maden dosyasını ele aldıklarında sadece Maden Kanunu'nun maddelerini değil, o toprağın altındaki jeolojiyi, üstündeki ekosistemi, çevresindeki yerleşimi de görmeleri gerekir. Mühendislerin de imzalayacakları her teknik raporun aslında bir hukuki ve ahlaki taahhüt olduğunu unutmaması gerekir. Zira Soma'da, İliç'te, Brumadinho'da yaşananlar bize bunu acı biçimde öğretmiştir.
Bu kitapta, günümüzün en sancılı meselelerinden biri olan madencilik faaliyetleri sadece teknik veya hukuki bir düzlemde değil; Göbeklitepe'den modern sanayi devrimine, Kant ve Heidegger'in doğa felsefesinden Doğu'nun kadim bilgeliğine ve İslam hukukundaki "emanet" bilincine kadar uzanan disiplinler arası bir perspektifle ele alınmıştır.