Hukuk, toplumsal yaşamın dinamiklerine paralel olarak evrilen ve soyut normlar bütününün, somut hayat olayları karşısında ete kemiğe büründüğü yaşayan bir organizmadır. Özellikle yasal düzenlemelerin genel ve çerçeve niteliğinde kaldığı, toplumsal olguların ise sürekli yeni ve karmaşık biçimler kazandığı alanlarda, hukukun gerçek anlamını ve sınırlarını çizen, ona ruh veren, yargısal içtihatlardır. İşyerinde psikolojik taciz, yani mobbing, tam da böyle bir alanın merkezinde yer almaktadır. Modern çalışma hayatının en sinsi ve yıkıcı patolojilerinden biri olmasına rağmen, Türk hukukunda müstakil bir kanunla tanımlanmamış olan bu olgu, varlığını ve hukuki sonuçlarını büyük ölçüde Yüksek Yargı organlarının –Yargıtay, Danıştay ve Anayasa Mahkemesi'nin– kararlarında bulmuştur. İşte bu eser, kanunların sessiz kaldığı veya genel ifadelerle geçtiği bu gri alanda, mahkeme salonlarında verilen kararların izini sürerek mobbingin "yaşayan hukukunu" anlama ve analiz etme iddiasıyla kaleme alınmıştır.