Sağlık lojistiği üzerine az sayıda araştırma olmakla birlikte "Sağlık Lojistiği Hukuku" kavramı, bugüne dek Türk hukuk literatüründe sistematik biçimde ele alınmış ve hem teorik hem de uygulamaya dönük araştırmalar bakımından çok bilimli incelenmiş değildir.
Dünyayı sarsan COVID-19 salgınıyla başlayıp, 6 Şubat 2023 deprem felaketiyle olgunlaşan kitap, sağlık hizmetlerinin sürdürülebilirliği açısından lojistik faaliyetlerin önemini ve bu faaliyetlerin hukuki boyutunu inceleme gereksiniminden doğmuştur.
Taşıma hukuku ve sağlık hukuku alanlarında çalışan hukukçular, lojistikçiler ve sağlık çalışanlarının iş birliğiyle hazırlanan kitabın temel amacı; sağlık lojistiği kavramının mevzuattaki dağınık görünümünü derleyip bütünleştirmek, yargı kararları ve uygulama örnekleriyle bu alana ilişkin bir "hukuki çerçeve" ortaya koymaktır.
Özellikle afet dönemlerinde edinilen deneyimler, sağlık lojistiği süreçlerinin yalnızca idari ve teknik bir konu olmadığını, aynı zamanda insan hakları, kamu hizmeti ve hukuki sorumluluk ilkeleriyle yakından ilişkili olduğunu göstermiştir. Bu nedenle kitabın her bir bölümü, sağlık ve lojistiğin kesişim noktasında doğan hukuki gereklilikleri analiz etmekte ve uygulayıcılara yön göstermeyi, öneriler sunmayı hedeflemektedir.