İnsanlık bilimsel araştırmalar sonucu aşıların bulunmasıyla, bireyleri ve toplumu etkileyen hastalıkların ve enfeksiyonların büyük bölümünün ortadan kaldırılması, önlenmesi ve kontrolü mümkün hale gelmiştir. Aşılar sadece rutin aşı programlarıyla hastalıkların ortadan kaldırmasında değil zorunlu aşılama yöntemiyle de salgın hastalıkların toplumsal yayılımının önlenmesinde de çok önemli fonksiyonları yerine getirmiştir.
Aşı / Aşılama da bir tıbbi müdahale türü olduğundan genel olarak tıbbi müdahale kişinin sağlığını korumaya yönelik teşhis ve tedavi süreçlerini içermektedir. Tıbbi müdahaleler kişinin vücut bütünlüğüne, dokunulmazlığına ve kişilik haklarına yönelik müdahalelerdendir. Doktrinde ve yargı kararlarında da kabul edildiği üzere tıbbi müdahale öncesinde hasta açıkça ve sosyo-kültürel durumuna göre tıbbi müdahale hakkında detaylıca aydınlatılmalıdır. Hekimin yapmak zorunda olduğu aydınlatma yükümlülüğü, tıbbi müdahalenin hukuka aykırılığını ortadan kaldıran ve uygulanacak tıbbi müdahaleye hastanın gönüllü şekilde vereceği onamının / rızasının önkoşulu niteliğindedir. Bundan dolayı tıbbi müdahalenin hukuka uygun hale gelmesi için hastanın ve / veya yasal temsilcisinin tıbbi müdahaleye onam vermesi zorunludur.
Aşı / Aşılama ile kişilerin vücut bütünlüğüne müdahale edildiğinden dolayı bir tıbbi müdahale türü olarak tıbbi müdahalenin sahip olması gereken niteliklere aşı uygulamaları da sahiptir. Bu nedenle tıbbi müdahalenin hukuka uygunluk şartları hastalıkları önleme amaçlı yapılan aşı uygulamaları için de söz konusudur. Aşı uygulamasının da hukuka uygun sayılması için aşının yetkili kişiler tarafından yapılması, kişinin aydınlatılması, aydınlatılmış onamının alınması ve aşılamanın tıp biliminin sınırları içinde kalması gerekmektedir.
Tıbbi müdahalenin hukuka uygunluk şartlarının başında gelen aydınlatılmış onam (rıza), kişinin bedensel bütünlüğüne yönelik müdahalelere öncelikle hastanın kendi özgür iradesiyle veya hastanın veya yasal temsilcisinin aydınlatılmış onam vermesidir. Modern hukuk sistemlerinde aydınlatılmış rıza ilkesi, kişinin vücut bütünlüğü üzerindeki mutlak egemenlik hakkının bir yansımasıdır iken kişisel ve kamusal sağlık perspektifinden bakıldığında ise aşı uygulamaları, toplumsal bir ödev veya zorunluluk gibi algılansa da, hukuki anlamda bireyin vücut bütünlüğüne yönelik invaziv bir tıbbi müdahaledir. Tıbbi müdahalenin "haksız fiil" veya "kasten yaralama" suçunu oluşturmaması ise ancak hukuka uygunluk nedenlerinin varlığı ile mümkündür. Aşı uygulamalarında da aydınlatma sonrası verilecek bu rızanın geçerliliği, kişinin Türk Medeni Kanunu çerçevesindeki fiil ehliyeti durumuna göre farklılık göstermektedir.
Bu çalışmada bir tıbbi müdahale türü olarak aşı uygulamalarında aydınlatılmış onamın verilmesi süreci kişinin medeni hukuk anlamındaki ehliyet durumuna göre analiz edilmektedir. Tam ehliyetli yetişkinlerden, ayırt etme gücüne sahip veya sahip olmayan küçüklere, kısıtlılardan acil durum hastalarına kadar geniş bir yelpazede, onamın kimden, nasıl ve hangi şartlarda alınması gerektiği sorusunu cevaplanmaya çalışılmaktadır.
Bu çalışmada ayrıca özellikle çocuk / küçük söz konusu olduğunda çocuğa yönelik aşı uygulamalarında üstün nitelikte özel yarar (ivedilik ve tıbbi zorunluluk hali) ve üstün nitelikli kamusal yarar ile kanunun verdiği yetkinin kullanılması çerçevesinde zorunlu aşılarda aydınlatılmış onam sorunu ile Covid-19 salgını döneminde yaşanan gelişmeler de Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Yargıtay Kararları çerçevesinde karşılaştırılmalı olarak değerlendirilmiştir.